Bilimsel Açıdan Ahiret İnancı Nedir?


Dünya dinleri, ölümden sonra yaşamı ve ölümden sonra farklı varoluş biçimlerini öne süren çeşitli teoriler sunar. Bu genellikle, Platon, Descartes, Hıristiyanlık ve Hindistan’ın desteklediği birçok filozof gibi tek tanrılı dinler tarafından uygulandığı gibi, hayatta kalan vücuttan ayrı bir ruha veya ölümsüz bir bireye (Sanskritçe: atman) olan inançtan kaynaklanır. Bu görüş aynı zamanda esas itibariyle ikicilik olan zihin-beden sorununa da bir bakış açısıdır.  Bu nedenle, bu görüş sadece dualizmin doğru olduğunu ve ruhun var olduğunu göstermekle kalmamalı, aynı zamanda ruhun da ölümden sağ çıktığını göstermelidir.

Kant’ın iddia ettiği gibi, bir ruhun salt varlığı onun ölümsüzlüğünü kanıtlamaz, çünkü bir ruhun, tamamen basit olsa bile, ölebileceği veya yok olabileceği düşünülebilir. HH Price, ölümden sonra yıpranmış bir ruh olmanın nasıl bir şey olacağı konusunda uzun süredir spekülasyonlar yapan modern bir filozoftur.

Ruh inançlarıyla ilgili büyük bir sorun, kişiliğin kişinin fiziksel bedenine çok sıkı bağlı olduğu için, kişinin bedeninden ayrı olarak var olmasının kafa karıştırıcı görünmesidir. Diğer bir sorun ise kişisel kimliğin sürekliliğidir, yani fiziksel ölümden sonra var olan bir kişinin daha önce var olduğu iddiasını yorumlamak kolay değildir.

Bertrand Russell, öbür dünyaya karşı şu genel bilimsel argümanı ileri sürer:

İnsan, bilimin uğraştığı gündelik dünyanın bir parçasıdır ve varlığını belirleyen koşullar keşfedilebilir… Beyin ölümsüz olmadığı ve enerjinin dağıtılmasından sorumluğu olduğu bir vucudun içerisinde bulunur. Beyin öldüğünde tüm bu işlevlerde duracaktır. Tüm kanıtlar, zihinsel yaşamlarımız hakkında düşündüklerimizin beyin yapısı ve vücut enerjisi ile ilgili olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, fiziksel yaşam sona erdiğinde, ruhsal yaşamın da sona erdiğini varsaymak mantıklıdır. Argüman sadece bir olasılıktır, ancak çoğu bilimsel sonucun dayandığı argümanlar kadar güçlüdür.

Budizm, ölümden sonra (reenkarnasyon yoluyla) varoluşu onaylarken, bireysel ruhların varlığını reddeden ve bunun yerine bireysel kimliğin deflasyonist bir görüşünü öne süren bir dindir. Buna öz-olmayan (anatta) denir.

Materyalizm genellikle ölümden sonraki yaşam kavramlarına düşman olarak görülse de, durum böyle değildir. Hıristiyanlık gibi İbrahimi dinler, geleneksel olarak, öbür dünyanın bedensel bir diriliş unsuru içereceğini kabul eder. Bu görüşe bir itiraz, diriltilmiş bir bedenin olsa olsa aynı kişinin değil, dirilen kişinin bir kopyası olduğu bireysel sürekliliği açıklamanın zor görünmesidir. Bir başka görüş ise İnsanların bedenleri ve kendilerini “birinci kişi” olarak görme yetenekleriyle şekillendiğini söyleyenlerin görüşüdür. Bu görüşte canlanan şey, birinci şahıs bakış açısı veya hem kişinin bedeni hem de o bakış açısıdır. Bu görüşe bir itiraz, zamansal ve uzamsal ilişkilerden bahsetmeden bir kişinin birinci şahıs bakış açısını diğerinden ayırt etmenin zor görünmesidir. Bu arada, Peter van Inwagen şu teoriyi öne sürdü:

Belki de her insanın ölümü anında, Tanrı onun cesedini çıkarır ve yerine yanan ya da çürüyen bir beden koyar. Ya da belki Tanrı bu kadar uğraşmazr: Belki de “korumak” için yalnızca “öz insanı” -beyni ve merkezi sinir sistemini-, veya onun özel bir bölümünü çıkarır.

Bu görüş, öbür dünyanın doğasına ilişkin bazı görüşlerin nasıl yakından bağlantılı olduğunu ve bazen de tamamen teistik konumlara bağlı olduğunu gösterir. İki görüş arasındaki bu yakın bağlantı, insanları ahlaki yasalara bağlılıklarından dolayı ödüllendiren adil bir Tanrı inancından ölümden sonraki yaşamın çıkarılabileceğini savunan Kant tarafından yapılmıştır.

 


Arkadaşlarınızla paylaşın!

65
65 noktalar

0 yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

EnglishTurkish